28 ocak 1925 yılı’nda kendi elleri ve kendi kafasıyla yaptığı kanatlarla semaya vardı Tayyareci Vecihi. İndiğinde arkadaşları Onu omuzları üzerine aldılar ve uzunca bir zaman da indirmek istemediler. Herşey, herşey çok güzeldi… Ta ki bu üstün başarısından ötürü cezalandırılıncaya dek!
Ona “Bizim bu uçağı denetleyip sertifika vermeye yeterliliğimiz yok, kendine ve uçağına güveniyorsan uç, biz de sertifikayı verelim” diyenler şimdi Onu cezalandırıyordu. Gerekçe: İzinsiz uçuş! Cezayı haketmediğini düşünüyordu. Üstelik binbir emekle yaptığı uçağına da el koydular. Hava Kuvvetlerinden istifa ederek ayrıldı. Ankara’ya gitti. Yeni kurulmakta olan Türk Tayyare Cemiyetine yani bugün bildiğimiz adı ile Türk Hava Kurumu’na katıldı. Tayyare Cemiyeti’ni bağışlarla yaşatmayı planladılar. Bunu tüm yurtta duyurdular. İlk bağış 10 000 lira ile Ceyhan ilçesinden geldi. Bu fedakarca desteğe vefa örneği olarak Türk Tayyare Cemiyeti ilk uçağına “Ceyhan” adını verdi. Hürkuş Ceyhanlılara Onların bağışları sayesinde alınan uçağı göstermek için Ceyhan’a gitti ve teşekkür amaçlı bir uçuş gösterisi düzenledi. Kalabalıktan ihtiyar bir adam çekinerek yaklaştı yanına ve “Evlat, ben fakirim, yine de bu uçağa binebilir miyim?” diye sordu. Bu soru karşısında sarsıldı, duygulandı Hürkuş, “Hayır Baba” dedi, “Sen fakir değilsin. Bu eser senin öz malındır. Huzur içinde uçabilirsin, buyur aslan babam!” Mahçup bir sevinç içindeki ihtiyarı yanına aldı ve uçağa götürdü, birlikte havalandılar.
Vecihi Hürkuş, bir Avrupa turuna çıktı ve buralardaki bazı uçak fabrikalarını gezerek bilgi edindi. Türkiye’ye geri döndüğünde ise Onu yeni bir sürpriz bekliyordu; Tayyare Cemiyeti projesi iptal edilmişti. Tüm Yönetim Kurulu üyeleri istifa etti. İptal edilen Tayyare Cemiyeti projesi için alınan tüm teçzihat, uçaklar ve personel de Hava Kuvvetlerine geçiyordu. Vecihi Hürkuş’a Hava Kuvvetlerinde masa başı bir görev verilmek istendi. Reddederek istifasını verdi ve ayrıldı.
Özel yaşamında da fırtınalı bir dönemden geçiyordu Hürkuş. Kurtuluş Savaşı sırasında bir genç kıza aşık olmuş, ancak kızın ailesi evlenmelerine müsaade vermediği için evlenememişti. Yolları ayrılmış, Hürkuş, Hadiye Hanım ile bir yuva kurmuştu. Emel, Sevim ve Gönül adlı üç kızları olmuş, küçük Emel’i henüz 1 yaşında iken kaybetmişlerdi ve iki kızlarını büyütüyorlardı. Ancak şimdi yıl 1925′e gelmişti ve O genç kızla yani Fatma İhsan Hanım ile yeniden kesişmişti yolları. Ayrılamadılar bu kez. Hadiye Hanım anlayış gösterdi bu küllenmeyen sevdaya, derhal ayrıldı. İhsan Hanım ile Vecihi Hürkuş 1925 yılında evlendiler ve 1927′de Perran adını verdikleri bir kızları oldu.
1926′da Ankara’da Atatürk’ün de izlediği bir paraşüt gösterisi düzenledi. Alman paraşütçü Heinke, Ankaralıların endişeli ve heyecanlı bakışları arasında 700 metre irtifadan 178. atlayışını gerçekleştirdi. Uçağı Hürkuş kullanıyordu ve halk böyle bir gösteriyle ilk kez karşılaşıyordu. Bu olay günlerce konuşuldu.
1927′de Milli Savunma Bakanlığı Kayseri’de ‘Tayyare Onarım ve MotorAnonim Şirketi’ni yani kısa adıyla Tomtaş’ı kurdu ve Hürkuş’a da şef pilotluk teklif etti. Tayyare Cemiyetinden istifa eden Vecihi Hürkuş bir süredir Almanya’da çalışmaktaydı, teklif üzerine emrindeki 14 kişi ve 3 motorlu junker, G-23 ve 6 kişilik tek motorlu junker F-13 ile Tomtaş’a katıldı ve Ankara-Kayseri arassındaki ulaşım uçuşlarını sağlamaya başladı. Yani bir ilke daha imza attı ve yurdun bu ilk hava yolculuğu uçuşlarını gerçekleştirdi. Bu uçuşları tam 1 yıl boyunca sürdürdü. Ancak son derece büyük heveslerle ve memleketi medeni ülkelerin seviyesine getirmek amaçlı oluşturulan Tomtaş maalesef 1 yıl içinde iflas etti…
Ruslara esir düştüğü sırada. Belki de fotoğraf çekilirken Hazar Denizini yüzerek kaçmayı düşünüyor.
Ruslara esir düştüğü sırada. Belki de fotoğraf çekilirken Hazar Denizini yüzerek kaçmayı düşünüyor.
Vecihi Hürkuş Türk Hava Kurumundaki eski görev yerine yani teknik şubeye geri döndü. İlk uçağını geri alamamıştı ve artık alma umudu da kalmamıştı. İkinci uçağını tasarlamaya başladı. Vecihi K-11 adını verdiği bu yeni uçağının öncelikle bir maketini yaptı ve 1930′da Ankara’da toplanan sanayii kongresinde sergiledi. Çok büyük alaka ve övgü ile karşılaşan Hürkuş 1 ay yıllık iznini, 2 ay da ücretsiz izin alarak Kadıköy’de bir keresteci kiraladı ve 3 ay gibi kısacık bir zaman diliminde, bir keresteci dükkanında ve imkansızlıklar içerisinde 3. projesi olan Vecihi K-14′ü yani Türkiye’nin ilk yerli sivil uçağını yaptı. Bu tarih Onun sivil havacılığa tam olarak geçiş tarihi, bir dönüm noktasıdır belki de.
27 Eylül 1930′da Kadıköy Fikirtepe’de, kalabalıklar ve basın mensuplarının önünde ilk uçuşunu gerçekleştirdi. İki kişilik tek motorlu spor ve eğitim uçağı ile İstanbul’dan Ankara’ya uçuşunu izleyenler arasında İsmet İnönü de vardı. Uçağı ve uçuş büyük hayranlıkla karşılandı. Hürkuş vakit geçirmeden iktisat bakanlığına müracaat etti ve hemen setifikasını istedi. 14 ekimde gelen cevapta tayyareyi ve teknik vasıflarını kontrol edecek kimse bulunmadığından sertifikanın verilemeyeceği yazıyordu. Tayyareci Vecihi Hürkuş, 5 yılda 2. uçağını inşa etmiş ancak aldığı cevap yine değişmemişti, hala bir yetkili yoktu inşa ettiği uçakları inceleyecek ve Ona uçuş sertifikası verebilecek…
Uçağını , uçak imal eden Çekoslovakya’ya göndermesi ve orada sertifikalandırması salık verildi. Hürkuş, uçağını söküp parçalara ayırdı, Ankara Garından İstanbul Haydarpaşa’ya oradan da Çekoslovakya’nın başkenti Prag’a doğru yola çıktı. Tek istediği memleketinin kendi uçağını inşa edebilmesi olan bu yetenekli ve yılmaz insan kendi ülkesinde göremediği saygı ve hayranlığı Çekoslovakya’da buldu. 22 Nisan 1931 yılında Çek yetkililer büyük bir gazinoda görkemli bir organizasyon tertip ettiler. Bu törende Hürkuş’a uçağının sertifikası takdim edildi. Bir süredir orada bulunan ve uçağının sertifika alabilmesi için çeşitli çalışmalar, deneme uçuşları yapan Hürkuş bir ara yetkililere sordu; “Bu kadar benzin yaktık, teknik destek kullandık. Borcum nedir?” Çek yetkililer bu büyük zeka ve yetenek karşısında hayranlıklarını gizleme gereği duymadan yanıtladılar Onu; “Sizin bize borcumuz yok ancak bizim size bir teşekkür borcumuz var.” Ve ardından Vecihi Hürkuş’a bir plaket verildi. Sertifika alabilmek için gözü yaşlı bir halde uçağını parçalara ayırıp trene yükleyerek Prag’a götüren Hürkuş, yurda kendi kullandığı uçağı ile molalar vererek 2 haftada döndü.
1931 yılında Türk Tayyare Cemiyeti yararına 2 turdan oluşan bir Türkiye turu düzenlendi. Hürkuş, Ankara’dan yola çıktı ve ilk turda Konya, Bolu, Zonguldak, Sinop, Samsun, Trabzon, Sivas ve Yozgat, ikinci tur da ise Antalya, Muğla, Aydın, Denizli, Uşak, Eskişehir ve Adapazarı’na ardından da İstanbul’a geçti. Uçuşlar çok başarılı geçmişti. Cemiyet için beklediklerinin üzerinde bağışlar toplanmıştı. Bunca ardarda başarının ardından Hürkuş’un değişmez kaderi olarak muhakkak bir engelleme çabası ile karşılaşması gerekiyordu. Bu tüm hayatı boyunca bu şekilde olmuştu. O daima prosedürle, kemikleşmiş yanlış düşünceler ile yasal engellerle karşılaşmıştı. Yine böyle oldu. Herşey yolunda giderken Hürkuş’un makinisti Hamit’in işine son verildi, Hürkuş’un uçağı elinden alındı ve kendisi de pasif göreve verilmek istendi. Hiçbir zaman kimseye bağlı/bağımlı kalmamış, yanlış giden birşeyler olduğunu düşündüğü an bulunduğu yerden ayrılmakta tereddüt etmemişti. Daha önce ayrıldığı ve geri döndüğü kurumdan bir kez daha ayrıldı, istifasını verdi, ardına bakmadan çıkıp gitti…
Aklında her zamanki gibi yeni bir proje vardı. Yurt gezileri sırasında gençlerde uçmaya dair bir heves farketmiş, elinden geldiğince bu hevesi desteklemişti. Onlara geçirmeye çalıştığı havacılık sevgisinin geri dönüşleri oldukça olumluydu. O sıralarda düşünmüştü bir gün bir havacılık okulu açmayı. Artık görevinden de istfa ettiğine göre buna bir engeli kalmamıştı. Düşündüğünü, aklına yatan projeyi çok kısa zamanda hayata geçirebilmesi ile tanınırdı Hürkuş. Öyle ya, 3 ayda uçak yapmış bir insandı O. Uçuş okulunun hazırlıkları derhal tamamlandı.
vhurkus2Takvimler 21 Nisan 1932′yi gösterdiğinde İlk Sivil Havacılık Okulu açılmıştı. 1933 yılında büyük girişimci, aydın, geleceği gören ve memleketin kalkınmasına önem veren bir isim, sanayici iş adamı Nuri Demirağ bu okula ilk bağışı yapan kişi oldu. Üstelik bağışı o dönem için hiç de azımsanamayacak bir rakamdı. İşte bu yeni ve sivil tayyare mektebinin ilk uçağı Nuri Bey’in 5000 liralık bağışı ile yapıldı. Vecihi Hürkuş yeni inşa ettiği uçağının ismini “Nuri Bey” koydu. Aynı yılın 30 Ağustos’una özel bir gösteri hazırlandı. Vecihi Hürkuş’un öğrencileri, Vecihi XV, 2 adet Vecihi XIV ve Nuri Bey Vecihi XVI ile göklerde gösterilerini yaptılar.
1935 yılına gelindiğinde bu zeki ve yetenekli tayyareciden Atatürk’e bahsedildi. Zaten Hürkuş’un faaliyetlerini takip eden, savaş yıllarındaki başarılarından, istiklal madalyasından haberdar olan ve birkaç yıl önceki paraşüt gösterisini de beğenerek izlemiş olan Atatürk, anlatılanlar karşısında son derece memnun oldu ve “Vecihi’den istifade edelim o vakit.” diyerek kendisini Ankara’ya davet ettirdi. Türk Hava Kurumu başkanı Fuat Bulca tarafından Ankara’ya davet edilerek gelen Hürkuş burada başöğretmen sıfatı ile gençlere dersler verdi.
29 Ekim 1936′da, 1924′de kaybettiği ilk evladı, minik kızı Emel’in ardından ikinci kez evlat acısı yaşadı Hürkuş. Aslında dayısı idi Eribe’nin. Ancak kızkardeşi ve eniştesi, yani Eribe’nin anne ve babası savaş yıllarında vefat edince Eribe’yi annesi Niyir hanım ve O büyütmüştü. Eribe Ona “babacığım” der, O da Eribe’yi kızlarından biri sayar, öyle severdi. Onun için her şeyin en iyisini isterdi. 16 yaşındaki Eribe, Hürkuş’un öğrencilerinden biriydi. Hürkuş Onu tayyareciliğe yönlendirmek istiyor O ise paraşütçülüğü seviyordu. 29 Ekim gösterileri için hazırlanmışlardı. Eribe, baba bildiği dayısına yalvar yakar oldu, “N’olur babacığım” diyordu, “Son kez!” Hürkuş ise olacakları sezmiş gibi izin vermek istemiyordu. Eribe sonunda son bir atlayış için izin kopardı. Ancak atlayış sırasında paraşütü çok geç açıldı. Hürkuş, Eribe’nin indiği yere çılgınlar gibi koşarken gözyaşlarına engel olamıyordu. Öğrencileri Onu bir araçla götürmek için peşinde yalvarıyor, o ise kimseye aldırmadan nefes nefese koşuyordu. Kalbi duracak gibiydi. Sonunda ulaştı Eribe’nin bulunduğu noktaya. Kalabalığı sıyırarak kızının yanına çömeldi, elini tuttu ve gözlerine inanamadı. Eribe mahçup mahçup gülümsüyor, paraşütün açılmamasından kendini mesul tutuyor, özür diliyor, olayı anlatmaya çalışıyordu. Dünyalar Hürkuş’un oldu! Sevindi. Eribe gözlem altına alınmak için hastaneye kaldırıldı. Ancak maalesef gece fenalaştı ve kaybedildi… Hürkuş, Eribe’nin son gecesinde Ondan su isteyişini, “Yanıyorum babacığım, n’olur bir bardak su…” deyişini ve doktorlar kesinlikle yasakladığı için su veremeyişini ömrü boyunca gözyaşları içinde hatırladı… 1937′de dünyaya gelen kızına -Onun hatırasını yaşatması için- Eribe adını verdi. Ancak talihsiz bebek sadece 1 yıl yaşadı ve Hürkuş ailesinin evlat acısına bir yenisini daha ekleyerek adaşı Eribe ablasının yanına göçtü.
Vecihi Hürkuş’un evladı gibi sevdiği yeğeni Eribe ile birlikte toplam 6 kız çocuğu olmuş, ilki ve sonuncusu olmak üzere 2′si bebek yaşta, Eribe ise aileyi yasa boğan o feci kazada, 16′sında yaşamını kaybetmişti. 3 kızı Sevim, Gönül ve Perran ile avundu Vecihi Hürkuş. Kaybettiği evlatlarının yerine de Onları sevdi. Kız çocuklarını çok seven, destekleyen, kadın pilotlar, havacılar yetiştiren ve Onların bu meslekte başarılı olabileceğine gönülden inanan, yaşadığı toprakları ve dünyayı ileriye götürmek isteyen, çağdaş bir insandı O. Türkiye’nin ilk kadın pilotu olan Bedriye Gökmen Onun öğrencisi idi. Belki de tam 6 kız çocuğunun babası olduğu için Onları yakından tanıyabilmiş, yapabileceklerine şahit olmuş, Onların ruhlarını ve zekalarını anlayabilmiş, kadının erkekten daha azını başarabileceğinin koca bir yalan olduğunun ayırdına varabilmişti. Bunda genç Cumhuriyetin kadınlara verdiği değerin ve Onları hayatın içine kazandırmaya çalışmasının etkisi de vardı elbette.
vhurkus4Acılar, mutluluklar, üzüntüler, sevinçler ve başarılar ardarda geliyordu. Zaten hiçbir zaman sıradan bir yaşamı olmamış hep uçların, ‘en’lerin insanı olmuştu Hürkuş. En büyük engellemelerle karşılaşmış, en büyük başarılara imza atmış, en büyük acıları çekmiş, en büyük mutlulukları tatmış, üstün bir zeka ve azim insanı idi. 1937 yılında Türk Hava Kurumu’nun da yönlendirmesi ile üniversite eğitimi almaya karar verdi ve Almanya’ya giderek Weimar Mühendislik Mektebi’ne başvurdu. Kabul edilerek ihtisas sınıfından başlatıldı ve 1,5 yıl sonra da mezun olarak uçak mühendisliği diplomasını aldı. Ancak dönüşünde memleketinin bürokrasisini yine karşısında buldu; “1,5 yılda mühendis olunmaz!” deyip diplomasını kabul etmediler ve ruhsatnamesini vermediler. Ancak danıştay kararı ile kabul ettirebildi diplomasını. Zaman geçmiş, Almanya’da olduğu dönemde kurumun yönetimi değişmişti. Hürkuş’a göz açtırmak istemeyenler Onu o dönemde tayyarecilik ile hiçbir ilgisi bulunmayan, çalışabilmesi için gerekli hiçbir teçhizatın bulunmadığı Van’a atadılar. Bunda belki kişisel kıskançlıkların belki de Hürkuş’un yerine kendi tanıdıkları, bildikleri insanları kuruma kazandırmak istemelerinin etkisi vardı, bilemiyoruz. Ancak Hürkuş bu sürgünü haketmediğini biliyordu. Yine ve bir daha geri dönmemek üzere kurumdan istifa etti.
vhurkus31942′de “Vecihi Havada” yı yazdı, 1947′de ‘Kanatlılar’ birliğini ve dergisini kurdu. Çoğu genç öğrencilerinden oluşan dergi 12 sayı çıkabildi ve Hürkuş da zaman zaman burada yazılar yazdı. 1951′de 5 arkadaşı ile birlikte “Türk Kanadı” adıyla havadan zirai ilaçlama yapan bir şirket kurdu ancak kısa bir süre sonra ortaklarıyla anlaşamayarak ve üstelik hissesini de almadan şirketten ayrıldı. Yılmak, yılgınlık, umutsuzluk, vazgeçmek yoktu tabiatında. “Bitti” dedikleri anda yeni ve daha önce yapılmamış bir proje ile çıktı karşısına seven ve sevmeyenlerinin.
1954′de “Hürkuş Havayolları”nı kurdu. Yeni bir heyecan, yeni bir tutku vardı şimdi hayatında. Hemen Ziraat Bankası kredisi ile THY’nin seferden kaldırdığı 8 uçağı satın aldı. Havayollarının sefer yapmadığı yerlere seferler yaptı. Alınamayan izinlerle, sabotajlarla, kazalarla uğraştı. Bir gün uçaklarını parçalanmış halde buldu. Sonunda şirketi uçuştan men edildi. Elinde sadece 1 uçağı kalmıştı. O uçakla MTA’da yani maden Tetkik ve Arama Enstitüsünde çalışmaya başladı. Güney Doğu Anadolu’da maden aradı. Zor doğa koşulları tek bir gün bile umrunda olmadı. Yeter ki üretmeye, çalışmaya devam edebilsin…
vhurkus716 Temmuz 1969′da bir beyin kanaması geçirerek hayatını kaybeden Vecihi Feham/Tayyareci Vecihi ve en çok sevdiği, Ona en çok yakışan adı ile Vecihi HÜRKUŞ her koşulda çalışmayı, üretmeyi ve başarmayı bilmiş örnek bir insan, 1920′li yılların Türkiyesi’nde imkansızlıklar içerisinde uçak yapabilmiş, yaşamı boyunca göklere sevdalı, 102 farklı uçak kullanmış, 30.000 saat uçuş gerçekleştirmiş, öğrenciler, pilotlar yetiştirip ülkeye ve dünyaya kazandırmış bir yetenek ve üstün zeka idi. Yaşamı boyunca bürokrasi ile, yönetimler ve yöneticiler ile, dünyaya dar bir çerçeveden bakanlar ile uğraşmak zorunda kaldı. Göçüp giderken geride pek çok kredi ve faiz borcu, dava ve icra takibi bıraktı. Öyle ki, maaşı bile hacizliydi. Tamamı, havacılığa gönül vermesi sonucu bu yolda memleketi için bir şeyler yapabilmek, yerli uçaklar kazandırabilmek, sivil havacılığı geliştirebilmek, yaşadığı toprakları ileri bir seviyeye taşıyabilmek için yapılmış borçlar. Kıymeti bilinmedi, bilinmiyor. Çok acı…
“Gezdiğim yabancı ülkelerde nasıl havacılığa başladıklarını, nasıl atölyeler yaptıklarını çok iyi biliyordum. Herşeyden önce milli inanç ve teşvik bu yoldaki başarının tek çaresiydi. Ben de muvaffak olmak için buna muhtaçtım.” VECİHİ HÜRKUŞ






0 yorum:
Yorum Gönder